12 yillik Asia Minor serüvenininden sonra... Bize katılan pek cok deneyim sonucunda, Assiana sizleri konuk etmek icin özenle hazırlandı! Aslinda çok da denedikse de kelimelere sığdıramayacağımız güzellikteki manzarasıyla, bulunduğu mevki sebebiyle, geniş Terası, aydınlık Odalarıyla, sizlere anlatamayacağımız Ürgüp'teki evinizde biz hep sizleri bekliyor olacağız! Ürgüp'teki evinizde nice güzel günler geçirmeniz dileklerimizle...
Müşteri Görüşü: 23 nisanda kapadokyadaydım gezdim gördüm büyülendim geldim ve sizlerle paylaşmak istedim. Çok güzeldi.Kaldığımız yer Ürgüp de ASSIANA HOUSE kaya ev idi.http://www.assianahouse.com/tr_index.html Sahibi Mevlüt Bey ve Suna Hanım çok kibar, konuksever ve iyi bir şekilde ağırladılar bizi.Mevlüt bey bizi karşıladığında evinize hoş geldiniz demişti .Gerçekten evimizde gibi hissettik kendimizi. odamıza yerleştikten sonra mevlüt bey bize kapadokyayı anlattı ve nasıl gezecegimiz hakkında kapadokya haritası üzerinde yönlendirdi ve gezimize başladık Özellikle kaya oyma evler, eski Rum evleri ve ortam büyüleyici idi.Kiliseler çoğunlukta idi.Ama nerdeyse hepsindeki resimlemeler insan eli ile yok edilmiş.Yani kendi tarihimizi yok etmişiz.Muhtemelen daha gezmediğim yerleri de vardır.Mesela soğanlı ve ıhlara çıkışından sonra Aksaraya giderken gördüğüm Yaprakhisar, Nar ve Hacıbektaş,Gülşehir. Bir daha kısmet olr gidersem buraları da gezmek istiyorum Resim de eklemek istiyorum ama nasıl yaılıyor bilmiyorum Ayrıca Avanos ta çömlek üzerini çok ince işçilikle,tarihi figürlerle boyuyorlar.El emeği göz nuru gerçekten.Suna hn'ın bir arkadaşı yapıyordu bu işi onunlada tanıştık ve tabiki sipariş testi ve çanağımızı da verdik
Hoyran Wedre Toros dağlarının koynunda, denizden yüksekliği 500 m. olan kendi halinde, sessiz ve vakur Hoyran köyünde bulunmaktadır. Akdeniz’e yüksekten bakar; bulunduğu yerden Kekova’dan başlayarak Gelidonya burnuna kadar ufuk çizgisi izlenir. Kekik, adaçayı, çalba gibi doğal bitkiler ve buğday tarlalarıyla yanyana bulunan konuk evlerimiz; badem, harnup (keçiboynuzu), defne, menengiç, zeytin, pıynar ve incir ağaçları arasında, şehirden uzak tamamen doğa ile içiçe tatil geçirmek isteyenler için, konforlu olanaklar sunan bir mekandır. Hoyran Wedre Toros Dağları’nın koynunda, deniz seviyesinden 500 m. yükseklikte ve ekolojik malzemeler kullanılarak inşa edilmiştir. Bu da konuklarımızın makiler arasında yazları serin ve rahat bir ortamda tatil yapmalarını sağlamaktadır.
MİMARİMİZ Hoyran Wedre’nin inşasında bölgenin otantik mimarisi temel alınmıştır. İnşaatta yörenin doğal taşları ile çam ve sedir ağaçları kullanılmıştır. Binaların iç sıvası toprak, saman ve kireçten oluşan doğal malzemelerle yöredeki eski evlerde kullanılmış yönteme uygun olarak yapılmıştır. Bu şekilde doğal bir ısı yalıtımı ve nefes alan duvarlar yaratılmıştır. Bu da odaların yazın serin, kışın sıcak olmasını sağlamaktadır. Köydeki eski evlerde bulunan ve yok olmaya başlayan kapı, pencere, raf, yüklük ve gömme dolaplar gibi çok güzel ahşap işleri evlerimizde yeniden hayat bulmuştur. Her odada bulunan şöminelerin dış görünüşünde de eski ailenin tüm yemek pişirme ve ısınma işlemini gerçekleştirdiiği ocaklıkların yapısı baz alınmıştır.
YEMEKLERİMİZYöresel yemekler, zeytinyağlılar ve deniz mahsulleri otelin menüsünü oluşturmaktadır. Mutfakta kullanılan yağ, süt, peynir, yoğurt, bal, pekmez ve zeytin Hoyran ve çevre köylerden elde edilmektedir. Ev yapımı erişteler, reçeller, yöreden sağladığımız sebze ve meyveler damak tadını bir kat daha arttırmaktadır. BAHÇEMİZ Hoyran Wedre 14 dönümlük bir bahçe içinde yer almaktadır. Bahçemizde büyümekte olan meyve ağaçlarına (Elma, armut, badem, ceviz, erik, kiraz, kayısı, kiwi, nar, mandalina, limon, dut, incir, zeytin, şeftali, harnup, fıstık çamı) defne, pıynar, menengiç gibi doğal ağaçlar kardeşlik etmektedir. Bahçemizde ayrıca kekik, ada çayı, çalba, nane gibi bitkiler ekolojik olarak yetiştirilmektedir. Bitki ve ağaçlarımızı sulamak ve konuklarımızı serinletmek amacıyla bahçemizde yirmiye yakın taş çeşme bulunmaktadır. Bahçemizdeki yürüme yolları sadece yöre taşları ve toprak kullanılarak oluşturulmuştur. Ayrıca bahçemizde; içinde zaman zaman şiir, felsefe ve müzik gecelerine sahne olan iki küçük anfitiyatro, bir dilek tüneli ve sürpriz köşeler bulunmaktadır
HAYVANLARIMIZÖncelikle tavuklarımız var; bize doğal yumurta sağlayan; özverili, yemlerini kumru ve serçelerle paylaşan ve zaman zaman şahinlerin pençesinden veya tilkilerin dişlerinden kurtulamayan. Bir de köpeğimiz Çapar var yaşam dolu; duygusal arkadaşımız. Bağlanınca veya gezmeye götürülmeyince küsen; hüzünlü ve coşkulu, sevinçli ve öfkeli, çevik ve miskin ve sadık dostumuz. Bahçemizde ara sıra görebileceğiniz evcil olmayan diğer hayvanların bazılarını şöyle sıralayabiliriz: Baykuş, kurbağa, kelebek, kaplumbağa, şahin, serçe, kumru, kırlangıç, bıldırcın, alaabak vb.
HAVUZUMUZ Mimarisini yöredeki hayvanların su içmeleri için yapılan ve adına “Aşırı” denilen göletlerden aldığımız havuzumuz, konuklarımıza denize gitmedikleri sıcak akdeniz gündüzlerinde denizi uzaktan seyrederek serinleme, güneşlenme, hayal kurma ve kitap okuma vb. gibi “Tembellik hakkı” sunmaktadır. Aynı mimari yapı kullanılarak yapılan minik havuzumuz ise çocuklarımızın eğlenceli vakitler geçirmesini sağlamaktadır.
ODALARIMIZ 2 suit, 9 çift kişilik odadan oluşan konuk evimizde 24 saat sıcak su bulunur ve odaların hepsinde şömine ve banyo vardır. Konuk evlerimizin bulunduğu konum ve ekolojik inşası odalarda serin ve rahat bir ortam yaratmasına rağmen klimalı oda talebinde bulunabilecek konuklarımız için bazı odalarımıza klima konmuştur. Odaların hepsi birbirinden farklı döşenmiş ve odalardaki bir çok eşya antikacılardan toplanıp tamir edilmek suretiyle tekrar kullanıma kazandırılmıştır. Perde ve raf örtüleri tamamen el işi olup; yörenin dantel ve kanaviçe motifleri ve renkleri kullanılarak hazırlanmıştır. Yataklarımızı el yapımı saten çeyizlik yorganlar tamamlamaktadır. Her yorgan kendine özgü renk, desen ve motiflerle işlenmiştir. Her odada bulunan raflarda Türkiye’nin bir çok yerinden toplanmış bakır kap kacaklar yerlerini almışlardır. Tüm odalarda yün iplikler ve % 100 bitki kök boyaları kullanılarak dokunmuş yöresel kilimler bulunmaktadır.
HOYRAN KÖYÜ'NÜN TARİHİ
Anadolu’nun en eski uygarlıklarından Likya’nın kentlerinden biri olan Hoyran, geçmişin kayalarda bıraktığı izlerle dolu... Gelidonya Burnu, Andriake (Çayağzı) Limanı, Gökkaya Koyu, Kekova Adası, Kale (Simena), Üçağız (Teimioussa) ve Sıçak Yarımadası... MÖ 3000 yıllarına uzanan tarihleriyle Anadolu’nun en eski halklarından olan ve özgürlüklerine düşkünlükleriyle ünlenen Likyalıların yerleşim birimlerinden biri Hoyran. Akdeniz’e hakim bir tepecikte kurulan ören yerinin adı ‘ana tanrıça ülkesi’ anlamına geliyor. Antik kentin binlerce yıllık hikâyesini anlatan kalıntılarla dolu alanın bir bölümü, köy evleriyle iç içe geçmiş durumda. Köyün son evlerinin bulunduğu tepecikte, Bey Dağları’nı ve Akdeniz’i seyreden anıtsal mezar ve sunak yeri şehrin zengin geçmişine tanıklık eden eserlerin başında gelmektedir. Kentten arta kalan asıl kalıntılar, köye beş dakikalık mesafede. Tarlaların arasından geçen yol, semerdam biçimli çok sayıda mezarın yer aldığı nekropolis alanına çıkıyor öncelikle. Patikanın solunda üçlü lahit grubu görülüyor. Ardından kaya mezarları ve lahitlerden oluşan açık bir alana giriliyor.
İlkbaharda papatyaların bir çiçek bahçesine dönüştürdüğü ören yerinin en önemli anıtı, üzerinde silahıyla betimlenen bir savaşçı kabartmasının bulunduğu lahit altı sütunu. Zamanın acımasızlığına inatla direnen göz kamaştırıcı sütun, ören yerinin bekçisi gibi duruyor adeta. Nekropolis alanında ayrıca iki kaya mezarı ve etrafa dağılmış birkaç dinsel sunak yeri göze çarpıyor. Tepedeki akropolise çıkan patika, kayaya işlenmiş iki anıtsal mezarın yanından geçiyor. Ev biçimindeki bu mezarlardan birinin yan duvarı kabartmalarla süslenmiş. Öldükten sonra ruhlarının kuşlar tarafından geri getirileceğine inanan Likyalılar, mezarlarını ev benzeri bir mimari tarzda yaparlarmış.
Kalıntıların bulunduğu en yüksek tepeye kurulan akropolis alanı, duvarları kiklop (taşın doğal biçimde üst üste konuluşuyla yapılan) tarzda inşa edilmiş bir iç kaleyle çevrili. Bir yanda Likya ülkesinin gizemli tarihi, bir yanda Akdeniz’in adalarla süslenmiş mavi güzelliği arasındaki antik kapı, Bey Dağları’nın en yüksek tepesi Kızlarsivrisi’ni de içine alan karlı doruklar resmine bir çerçeve vazifesi görüyor sanki. Geçit vermeyen sık çalılar nedeniyle kaleyi dolaşmak hayli zor. Taraçalanmış akropolis alanındaki yapı kalıntıları arasında, heybetli bir sunak taşı göze çarpıyor. Ören yerinin tiyatrosu ortaya çıkarılamadığından, şehrin Likya birliğindeki önemi konusunda net bir fikir elde edilememiş henüz. Birçok Likya kenti gibi komşularını gören bir konumda yer alıyor Hoyran. Kyaneai, Trysa, Trebenda, Tyberissos, Simena ve Teimioussa gibi kentler, haberleşme kolaylığı açısından aynı hat üzerindeki tepelere kurulmuşlar. NASIL GİDİLİR?
Hoyran Antalya havaalanına 180 km. uzaklıktadır. Demre-Kaş yolunun 15. km.sinde bulunan Davazlar köyünden sola sapıldıktan 3 km. sonra Hoyran köyüne ulaşılır..
Konuk evimizde yapılabilecek faaliyetler: Yüzme Bisiklet Masa tenisi Yürüyüş Yer satrancı Bahçe işleri (Mevsiminegöre: Ağaç sulama, budama, kekik ve ada çayı ekme, dikme ve çapalama)
Talep üzerine çevrede yapılabilecek organizasyonlar: Mavi Tur Yürüyüş Su altı sporları Yamaç paraşütü Kano Likya Yürüyüş Yolu
Adrasan, Antalya’nın Kumluca ilçesine bağlı ve 1996 yılında belde olmuş bir cennet. Çevresi çam ağaçları ile kaplı bir koya sahip. Karadan denize ters rüzgarlar esiyor ve bu yüzden rüzgar gücünün egemen olduğu geçmiş yıllarda yelkenliler bu koya giremeyip medeniyet izlerini Olympos, Phaselis, Antalya limanlarına taşımışlar.
Adrasan ismi Rumcadan geliyor ve belde yeni adıyla Çavuş köy olarak da tanınıyor. Sırtını Beydağlarına dayamış olan koyun zemini kum ve denizi sığ çevresi ise karayolu olmayan birbirinden ilginç doğal güzelliklerle dolu. Su sporlarına meraklı olanlar için de, eşi bulunmaz bir parkur niteliği taşıyor. Deniz suyu sıcaklığı yüksek ve sezonu uzun yörede, özellikle berrak ve 29 metreye yakın sualtı görüş mesafesine sahip deniz, balıkadam ve sualtı fotoğrafçıları için yeterli şartları oluşturuyor.
Adrasan’ın kapalı koyu, geniş ve uzun bir kumsala sahip. Her yerinden denize girme imkanı var. Koyun karşısındaki Musa Dağı’na bağlı Eliğ, tepesi çökmüş bir deveyi andıran silueti ile ilgi çekiyor. Koyun başında Markız tepesi yer alıyor. Adrasan koyunun her iki tarafından çıkılan orman içi yükseklikler, koyun ne kadar estetik olduğu konusunda fikir sağlayacak güzellikler sergiliyor.
Çevre gezilerine meraklı olanlar için Olympos antik kenti, sönmeyen ateşiyle mitolojik dağdaki Yanartaş, en yakın gezi yerleri. Çıralı, Kaş, Demre, Myra, Patara, Xantos, Phaselis ve Antalya ise diğer uğrak yerleriniz olabilir
Uzun bir yaz mevsimi olan Adrasan’da anıtlaşmış çınar ağaçları gölgesinde konaklayan tatilciler zamanın büyük bölümünü bahçe, teras ve Adrasan’ın ünlü kumsalı ve denizinde geçiriyorlar. Kumluca ilçesine bağlı Adrasan’ın 2 km’lik kumsalı boyunca koyun sol başı Dere Mevkii olarak anılıyor. Tahtalı Dağları’ndan doğan kaynak suyu bünyesinde levrek, kefal gibi balıklar da barındırıyor. Koyun sağ başı ise otellerin pansiyonların bulunduğu hatta ikinci sokağın da açıldığı yoğun bölüm olarak da dikkat çekiyor. Çevreye ve yürüyüşe meraklı olanlar için trekking alanları bulunuyor.
Mavi kent-Gelidonya arasında denizin en haşin anında bile en sakin sığınak yeri olarak ünlenen kumsalı ve plajı ile cazibesini koruyan Oturak Koyu görülebiliyor. Oturak Koyu’ndan yakınlarında Karaöz Mahallesi ile karşılaşanlar Ankaralıların mekanı olarak bilinen 200′e yakın villanın süslediği günübirlik piknik alanlarına sahip bir başka özel koya giriyorlar. Karaöz’ün devamında sahili takip ederek Papaz İskelesi adlı koy çam ağaçları gölgesinde bir başka günübirlik piknik alanı olarak hizmet veriyor. Diğer yandan obaların da yer aldığı Antalya’nın en büyük kıyı şeridi olan Mavikent’te Finike’ye kadar ulaşan 25 km’lik kumsal istikbal vaad ediyor.
Adrasan’da düzenlenen faaliyetler arasında koyları gezmek için tekne turları, balık avı turları ve dalış turlarıda mevcut.
Tatile gelenler dalış kursları alabiliyor. Daha önce hiç dalmamış olsalar bile deneme dalışı yapabiliyorlar veya deneyimli olanlar her gün grup dalışlarına katılarak Pırasalı ada mevkii ile Sulu ada karşısındaki Hacivat mevkii’nde 25-30 metrede dalış gerçekleştirebiliyor. 1 hafta kursa katılan öğrenciler kurs sonunda bir yıldız dalış sertifikası alabiliyor
Adrasan’da balık avı turlarına katılma imkanınızda var. Deepfishing’in düzenlemiş olduğu balık avı turlarında oltayla çok büyük balıklar yakalayabilir hayatınıza unutulmaz anlar katabilirsiniz.
Yörede ki yayla’da yaşayan yörük köylüleri kendi ürettikleri tulum peyniri, tereyağı, kokulu portakal balı ve köy yumurtasını çevredeki turistik tesislere vererek değerlendiriyorlar.
Antalya`nin 30 kilometre kuzeybatisinda yer alir. Denizden ortalama yüksekliği 200 metre olan Antalya dağlari çevresindeki travertenlerden 1.665 metre yükseklikte, Güllük Daği`nin tepesinde doğal bir platform üzerine kurulmuştur. Birçok vahşi bitkinin arasinda saklanmiş ve sik çam ormanlariyla sinirlanmiştir. Termessos`un, huzur veren ve el değmemiş görünümüyle diğer antik şehirlerden daha farkli ve etkileyici bir havasi vardir. Doğal ve tarihi zenginliklerinden ötürü, şehir adini taşiyan Milli Park kapsamina alinmiştir. iskender saldiramadi Tarih sahnesinde bu şehirle ilk karşilaşmamiz meşhur Büyük iskender kuşatmasiyla bağlantilidir. Bu olayla ilk ilgilenen ve Termessos`un stratejik önemini kaydeden eski tarihçilerden biri olan Arrianos, şehri kuşatan başa çikilamaz doğal engellerden dolayi şehrin küçük bir birlikle bile savunulabileceğini belirtmiştir. iskender, Pamphylia`dan Frigya`ya geçmek istemişti ve Arrianos`a göre Frigya`ya yol Termessos`tan geçiyordu. Gerçekten de, daha alçak ve kolay geçitler varken iskender`in neden o kadar sarp olan Yenice geçidini tirmanmayi seçtiği hala tartişma konusudur. Perge`deki düşmanlarinin iskender`i yanliş yola gönderdiği de söylenir. iskender, Termesoslularin kapattiği geçidi geçmek için oldukça çaba ve zaman harcamiştir ve bu sinirle geri dönerek Termessos`u kuşatmiştir. Muhtemelen Termessos`u zapt edemeyeceğini bildiğinden, iskender hücuma geçmemiştir fakat bunun yerine kuzeye doğru yürümüş ve öfkesini Sagalassos`dan çikarmiştir. Tarihçi Diodors, Termessos tarihinde bir başka unutulmaz olayi da tüm detaylariyla kaydetmiştir. M.S. 319`da iskender`in ölümünden sonra, generallerinden biri, Antigonos Monophtalmos, kendisini Küçük Asya`nin hükümdari ilan etmiştir ve esas destekçisi Pisidia olan rakibi Alcetas ile savaşmak için hazirlanmiştir. Antigonos Monophtalmos`un kuvvetleri, 40.000 piyadeden, 7.000 süvariden ve ayrica sayisiz filden meydana gelmiştir. Bu üstün nitelikli kuvvetlerin hakkindan gelemeyen Alcetas ve arkadaşlari Termessos`a siğinmişlardir. Termessoslular, onlara yardim etme sözü vermişlerdir. Bu sürede, Antigonos şehrin önüne gelmiş ve burada kamp kurarak düşmaninin kendisine iade edilmesi için çabalamiştir. Yabanci bir Makedon uğruna şehirlerinin felakete sürüklenmesini istemeyen Termessos yaşlilari Alcetas`in iade edilmesine karar vermişler ancak genç Termessoslular verdikleri sözü tutmak istemişler ve bunun dişina çikmayi reddetmişlerdir. Yaşlilar, Alcetas`i birakma niyetleriyle ilgili bilgilendirmek amaciyla Antigonos`a heyet yollamişlardir. Savaşa devam etmek için yapilan gizli bir plana göre, Termessoslu gençler şehri terk etmeyi başarmiştir. Yakinda tutsak olacağini öğrenen Alcetas, düşmanin eline verilmektense ölmeyi tercih etmiş ve kendini öldürmüştür. Termessos, açikça bir liman şehri değildi ancak, topraklari güneybatida Attaleia (Antalya) Körfezi boyunca uzanirdi. şehrin denize olan bu bağlantisindan dolayi şehir, Ptolemyler tarafindan alinmiştir. Daha 40 yil önce iskender`in güçlü dönemlerinde bile direnen bir şehrin, Misir egemenliğini kabul etmesi çok şaşirticidir.
Likya`nin Araxa şehrinde bulunan bir yazit, Termessos hakkinda önemli bilgi verir. Bu yazita göre, M.Ö. 200`lerde Termessos bilinmeyen sebeplerden dolayi Likya şehirleri birliği ile savaştaydi ve M.Ö. 199`da Termessos kendini tekrar Pisidiali komşusu isinda ile savaşta buldu. Bu dönemde M.Ö. 2. yüzyilda Küçük Termessos kolonisinin şehrin yaninda kurulduğunu görüyoruz. Termessos, eski düşmani Serge ile daha iyi mücadele edebilmek için Pergamum Krali II Attalos ile dostça ilişkiler içine girdi. II. Attalos da bu dostluğun anisina Termessos`da 2 katli bir stoa inşa ettirdi. Termessos, Roma`nin müttefikiydi ve böylelikle M.Ö 71`de Roma Senatosu tarafindan bağimsizliği kabul edildi; bu kanuna göre Termessos`un özgürlüğü ve haklari garanti altina alindi. Bu bağimsizlik, Galatia Krali Amyntas ile yapilan ittifak haricinde (M.Ö. 36-25 yillari hükümdarlik sürdü) uzunca bir süre devam etti. Termessos`un bağimsizliği, `Autonomous` (Özerk) adini taşiyan madeni parasiyla da belgelenmiştir. Ana yoldan sarp bir yolla şehre ulaşilir. Bu yoldan geçen biri, etrafinda Termessoslularin `Kral Caddesi` olarak isimlendirdikleri eski yolun yani sira Helenistik dönem istihkam duvarlarinin, sarniçlarin ve diğer bir çok kalintinin bulunduğu meşhur Yenice Geçidi`ni görebilir. Termessos halkinin katkilariyla M.Ö. ikinci yüzyilda yapilan Kral Caddesi, yükselen şehrin duvarlarinin yanindan geçer ve düz bir yol şeklinde şehrin merkezine kadar uzanir. şehir kapisinin doğusundaki duvarlarda zarlarla kehanet içeren oldukça enteresan yazitlar vardir. Roma imparatorluğu tarihi boyunca bu tür büyüler, sihirler ve batil inançlar yaygindi. Resmi binalarin bulunduğu Termessos şehri, iç duvarlarin az ilerisindeki düz arazide yer alir. Bu yapilardan en dikkat çekici olan çok özel mimari özelliklere sahip bulunan agoradir. Açik hava pazaryeri olan bu yapinin zemini taş bloklar üzerinde yükselmiştir ve kuzeybatisinda beş büyük sarniç oyulmuştur. Agora üç yandan stoalarla çevrilmiştir. iki katli stoada bulunan bir yazita göre, stoa, Pergamum Krali (M.Ö. 150& 8211; 5000 seyirci kapasitesine sahiptir. Geniş kemerli giriş yolu, cavea ile agorayi bağlar. Güney parados`a daha sonralari kemer yapilmişsa da kuzey parados orijinalindeki gibi üstü açik olarak birakilmiştir. Sahne binasi M.S. ikinci yüzyilin özelliklerini gösterir. Bunun arkasinda sadece uzun, dar bir oda vardir. Burasi, görkemli bir şekilde süslenmiş cepheyi kesen beş kapi ile oyunun sahnelendiği podyuma bağlanir. Sahnenin altinda vahşi hayvanlarin dövüşe çikarilmadan önce tutulduklari beş küçük oda vardir. Diğer tüm klasik şehirlerde olduğu gibi tiyatronun yaklaşik 100 metre ilerisinde odeon vardir. Küçük bir tiyatroyu andiran bu yapi, M.Ö. birinci yüzyila kadar uzanabilir. Çati seviyesine kadar oldukça iyi korunmuş olan odeon en iyi kalite yontma taş duvarciliği örneği sergiler.
Alt kat sadeyken ve iki kapiyla ayrilmişken, üst kat Dor düzeninde süslenmiş ve kare şeklinde kesilmiş taş bloklardan yapilmiştir. Yapinin orijinalinde çatisinin olduğu kesindir çünkü işiği doğu ve bati duvarlarindaki 11 geniş pencereden almaktadir. 25 metre uzunluğundaki bu çatinin binanin üzerinde nasil durduğu hala belirlenememiştir. Günümüzde içi toprak ve moloz dolu olan harabedeki oturma düzeni ya da oturma kapasitesi değerlendirmek pek mümkün değildir. Oturma kapasitesi muhtemelen 600& 8211;700 kişiden fazla değildi. Molozlarin arasinda, renkli mermer parçalari çikartilmiştir bu da iç duvarlarin mozaiklerle süslü olabileceğini göstermektedir. Bu güzel yapinin, bouleuterion ya da konsey odasi olarak hizmet vermiş olmasi da mümkündür. Termessos`ta değişik büyüklüklerde ve çeşitlerde alti tapinak vardir. Bunlardan dört tanesi odeonun yaninda kutsal olduğu tahmin edilen alanda bulunmuştur. Bu tapinaklardan ilki odeonun tam arkasinda yer alir ve gerçekten görkemli bir duvarcilik işçiliği sergiler. Bu tapinağin şehrin asil tanrisi Zeus Solymeus`a ait olduğu ileri sürülmektedir. Ancak ne yazik ki, geriye 5 metre yüksekliğindeki tapinağin iç duvarlarindan başka çok az şey kalmiştir. ikinci tapinak odeonun güneybati köşesinde uzanir. Bu tapinağin cella`sinin duvarlarinin boyutlari 5.50 x 5.50 metredir ve prostylos tarzindadir. Halen ayakta duran ve tamamlanmiş olan girişte bulunan bir yazita göre, bu tapinak Artemis`e ithaf edilmiştir ve hem harabe hem de içindeki kült heykel Aurelia Armasta isimli bir kadin ve kocasi tarafindan kendi gelirleri kullanilarak yaptirilmiştir. Girişin diğer tarafinda yazili bir zemin üzerinde bu kadinin amcasinin heykeli durur. Tarzina bakilarak tapinağin tarihinin M.S. ikinci yüzyilin sonlarina kadar uzandiği söylenebilir. Artemis tapinağinin doğusunda Dor tarzi tapinağin kalintilari vardir. Bir kenarda alti veya 11 sütundan oluşan tapinak peripteral tiptedir; boyutlarina göre değerlendirilecek olursa bu tapinak, Termessos`un en büyük tapinaği olmalidir. Rölyeflerden ve yazitlardan bu tapinağin da Artemis`e ithaf edildiği anlaşilmiştir. şehrin güneyi, batisi ve kuzeyinde çoğu şehir duvarlari içerisinde olan, kayaya oyulmuş mezar taşlari bulunan geniş mezarlar vardir ve bunlardan bir tanesinin Alcetas`a ait olduğu düşünülmektedir. Ne yazik ki, mezar hazine avcilari tarafindan yağmalanmiştir. Mezarin içerisinde kline`nin arkasinda sütunlarin arasinda bir çeşit kafes oyulmuştur ve bunun yukarisinda muhtemelen süslenmiş bir friz vardi. Mezarin kalan kismi M.Ö. dördüncü yüzyila tarihlendirilebilecek ata binen bir savaşçinin betimlemeleriyle bezenmiştir. Yüzyillardir şehrin güneybatisinda sik ağaçlarin arasinda saklanan lahit, insani bir anda tarihi törenin derinliklerine götürür. Ölüler, kiyafetleri, mücevherleri ve diğer aksesuarlariyla bu lahitlere konurdu. Yoksullarin bedenleri, sade taş, kil ya da ahşap lahitlerde yakilirdi. Tarihi M.S. ikinci yüzyila uzanan bu lahitler, yüksek kaideler üzerinde durur. Öte yandan zengin aile mezarlarinda, lahitler soyuyla ya da onun yanina gömülme izni olanlarla birlikte ölen kişi için hazirlanmiş şatafatli bir şekilde bezenmiş yapinin içine yerleştirilmiştir. Böylelikle, kullanim hakki resmi olarak garanti altina alinmiş oluyordu. Bu biçimde, belirli bir mezarin tarihi belirlenebilir. şu ana kadar Termessos`ta herhangi bir kaziya başlanilmamiştir.
Antalya-Manavgat
karayolunda, Manavgatâ€a 2 km. kala güneye dönülerek Sideâ€ye
ulasilir. Sideâ€nin kuruluş tarihi kesin olarak bilinmemektedir. Side
adi Anadolu dilinde â€Nar†anlamina gelmektedir. Bu özellik ve
bölgede bulunan bazi yazitlardan elde edilen bilgiler, Side tarihinin
Hititâ€lere kadar uzandiğini göstermektedir. Kent bir yarimada üzerine
kurulmuştur. Kara ve deniz surlari ile korunan Side, Helen ve Roma
devirlerini yaşamiştir. Surlari ve giriş kapisi dikkati en önce çeken
yapilaridir. Toros Dağlariâ€nin eteklerinden ve çevreden kente su
getiren çok sayida su yolu kalintisi görülür.
Eski bir hamam restore edilerek müze haline getirilmistir. Bu müzede Sideâ€de bulunan eserler sergilenmektedir.
Sideâ€nin en önemli yapisi 15.000 izleyici alabilen tiyatrosudur. Roma
eseri olan tiyatronun bölgedeki diğer antik tiyatrolardan farki, oturma
yerlerinin eğimli bir arazi üzerine kurulmamiş olmasidir. Tiyatro iki
katli ve 20 m. yükseklikte kemerli bir yapi üzerine oturtulmuştur.
Orkestra ve sahne kisimlari yikinti halindedir. Tiyatronun altiinda
yağmur sularinin aktiği kanallar vardir. Sütunlu Yol, Zafer Taki,
Liman, Hamamlar, Tapinaklar, Çeşmeler, Su Sarniçlari, Su Yollari ve
Agora gibi yapilariyla gezilip görülmeye değer bir yerdir Side.
Phaselis
Antik Sehri Phaselis deniz, orman ve tarihin biraraya geldiği en
muhteşem yerdir. Phaselis Antalyaâ€dan 65 km uzakta Tahtali Dağinin
eteklerinde üç limani ile tarihi ve ticari görevini yerine
getirmektedir.Körfezin çevresindeki küçük çakilli ve kumlu plaji
nefistir. Antalya-Kumluca karayolunun 57.km.â€den güneye gidildiğinde
yaklasik 1 km. sonra Phaselisâ€e ulaşilir. Kent I.Ö. VII. yüzyilda
Rodosâ€lular tarafindan kurulmuştur. Uzun yillar Likyaâ€nin doğu
kiyisinin en önemli liman özelliğini korunmuştur. Phaselisâ€in üç
limani vardir. Kuzey Limani, Savaş Limani veya Korunmuş Liman ve Güneş
Limani. Bunlardan en önemlisi güneyde
olanidir.Kentin ortasinda 20-24 metre genişliğinde muhteşem bir cadde
vardir. Bu caddenin güney ucunda Hadrian Kapisi bulunur. Caddenin iki
yaninda gezinti yollari ve dükkanlar vardir. Bunlarin da yakininda
Hamamlar, Agora ve Tiyatro gibi kamu yapilari bulunur. Bu yapilarin
tarihinin I.Ö. I. ve II. yüzyila kadar uzandiği ileri sürülmektedir.
Kent merkezi ile 70 m. yükseklikteki plato üzerine kurulmuş olan
yerleşim yeri arasinda su kanallari vardir.