| The tour, internet AND tour sitesi, The hotel, hotel, otel , The picture, picture |
İzmir İlçesi --- Gaziemir Gaziemir,
Büyükşehir sınırları içerisinde yer alır. Batısında ve kuzeyinde Konak,
doğusunda Buca, güneyinde Menderes İlçesi ile çevrilidir.
İlçenin yüzölçümü 63 km2’dir. Köyü yoktur, 1 beldesi (Sarnıç) bulunmaktadır. Gaziemir’de 15 İlköğretim Okulu, 6 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 18669 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda, 782 öğretmen görev yapmaktadır. İlçede, sağlık hizmetleri , 1 Semt Polikliniği, 6 Sağlık Ocağı, 2 Sağlık Evi ve 1 Verem Savaş Dispanseri tarafından verilmektedir. Gaziemir, son yıllarda sanayinin ve ticaretin geliştiği bir bölge olarak ortaya çıkmıştır. Merkezde, Yeşillik caddesi üzerinde tekstil ve mobilya üretim imalathaneleri ve satış mağazaları yer alır. Sarnıç beldesi etrafında sanayi kuruluşları toplanır. İlçe merkezinde hızlı bir hipermarket gelişimi olmuştur. Gaziemir, sanayi ve ticaret gücü yanında, sahip olduğu üstün konut potansiyeliyle de önem kazanmıştır. Uluslararası Adnan Menderes Havalimanı ve Ege Serbest Bölgesi, Gaziemir sınırları içerisinde yer almaktadır. 12:07 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi -- Foça Adını foklardan
alan Foça, İzmir’in kuzeybatısında yer alan bir sahil ilçesidir. Batıda İzmir
Körfezi, doğuda Menemen, kuzeyde Çandarlı Körfezi ile çevrilidir. İlçenin
yüzölçümü, 205 Km² dir.
Foça’nın Bağarası, Gerenköy ve Yenifoça olmak üzere 3 beldesi ve 4 köyü bulunmaktadır. Eğitim düzeyi yüksek olan ilçede okuryazarlılık oranı %99'dur. 12 ilköğretim, 3 orta öğretim kurumu bulunmakta; 3025 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda, 168 öğretmen görev yapmaktadır. İlçe'de sağlık kuruluşu olarak 1 Devlet Hastanesi, 1 adet 112 Acil Yardım İstasyonu, 5 adet Sağlık Ocağı, 1 adet Sağlık Evi bulunmaktadır. Önemli bir arkeolojik tarihe sahip İlçe'de, 1953 yılında başlayan ve
aralıklarla günümüze kadar devam eden kazılarda, Helenistik döneme ait tiyatro,
Athena Tapınağı ve Kutsal Alanı, Kybele’ye ait olduğu düşünülen Liman Kutsal
Alanı ile Foça’nın 7 km doğusunda Taş Ev olarak adlandırılan Pers Anıt Mezarı
ortaya çıkarılmıştır. PHOKAIA ANTİK KENTİ Aiolia bölgesi içinde bir İon yerleşimidir. İ.Ö. 546 da bütün karşı direnmesine rağmen Pers egemenliğine giren Phokaialıların bir kısmı gemilere binerek kenti terk etmişlerdir. Helenistik devirde önce Seleukoslar’ın, daha sonra Bergama’daki Attalos krallığının idaresine geçen Phokaia, İ.Ö.133/132’de Roma yönetimine girer. Bizans yönetimi sırasında piskoposluk merkezi olan kent, 11. yüzyılda kısa bir süre Çakabey tarafından Türk egemenliğine alınmış, 1275’te kenti alan Cenevizliler, kentin dışında bir kale inşa ederek burayı müstahkem bir yer haline getirmiştir. Gemicilikte büyük bir üne sahip olan Phokaia birçok koloni kentinin kurucusu veya kuruluşunda ortaktır. TAŞ EV Foça’dan 7 kilometre uzaklıktaki Taş Ev Lidya-Likya geleneğinde olup Pers etkisinde kalınarak yapılmış ve M.Ö.4. yüzyıla tarihlenen bir mezar anıtıdır. ŞEHİR SURLARI VE BEŞ KAPILAR Antik Çağ’da kentin doğusundaki tepeler üzerinden geçen sular, Athena Tapınağı’nın bulunduğu yarımadayı da kuşatıyordu. Surların en iyi korunmuş bölümleri, yarımada üzerindeki Bizans, Ceneviz ve Osmanlı Dönemlerine ait onarımlardır. Beş Kapılar, Osmanlı Dönemi kalesinin kayıkhane bölümü olup, Kanuni Sultan Süleyman zamanında onarım görmüştür. FATİH CAMİİ Fatih Sultan Mehmet adına yapılmıştır. Kanuni Sultan Süleyman zamanında restore edilmiştir. ŞEYTAN HAMAMLARI M.Ö. 5. yüzyılda kaya içine oyulan bu mezarın dört odası vardır. İlçede, 150 yat ve tekne kapasitesine sahip bir rıhtım bulunmaktadır. Yenifoça Beldesinde bulunan balıkçı barınağı, 75 balıkçı teknesi kapasitelidir. İlçede, gemi ve teknelerin çekilip bakımının yapılabildiği 3 adet çekek ve bakım yeri bulunmaktadır. Foça İlçesi, 1990 yılında Bakanlar Kurulu Kararı ile “Özel Çevre Koruma Bölgesi” ilan edilmiştir. İlçenin geniş bir alanı sit kapsamı içerisindedir. İlçeye adını veren Fok Balıklarının korunması amacıyla Foça 1991 yılında Ulusal Fok Komitesi’nce “pilot bölge” seçilmiştir. Siren Kayalıkları fok balıklarının barınma ve üreme alanlarıdır. Foça ilçesi ve Yenifoça beldesinde turizm önemli bir ekonomik sektör olmakla birlikte, diğer belde ve köylerde tarım ön plana geçmektedir. Ayrıca balıkçılık ve hayvancılık da ilçenin diğer ekonomik kaynaklarını oluşturmaktadır. 12:05 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi -- Dikili Dikili ,
İzmir’in kuzeyinde yer alır. İl merkezine uzaklığı 120 km’dir. Kuzeyinde
Balıkesir; doğusunda Bergama; batısında ve güneyinde Ege Denizi ile çevrelenir.
İlçenin yüzölçümü 541 km2’dir. 1 beldesi (Çandarlı) ve 25 köyü bulunmaktadır. İlçede 31 İlköğretim Okulu, 3 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 3759 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 214 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmeti, 4 Sağlık Ocağı tarafından verilmektedir. İlçede ekonomi tarıma dayanmaktadır. Tütün, pamuk, zeytin üreticiliği ve seracılık yapılmaktadır. Dikili limanı, turizm açısından ilçenin önemli bir gelir kaynağıdır. Temiz plajları, termal kaynaklarının zenginliği, iç ve dış turizm açısından önemlidir. İlçede yapılan arkeolojik çalışmalar sonucunda Dikili’nin M.Ö.5000-4000 yıllarına kadar uzanan bir geçmişi olduğu anlaşılmıştır. Ağıl Kale ve Kale Tepe ilk yerleşim merkezlerindendir. Arkeolojik bulgular sonucunda bu bölgede Akaların yaşadığı ve kente Aternagus denildiği ortaya çıkmıştır. İlkçağda Lidyalılar, İranlılar, Frikyalılar, Mysialılar ile Romalılar ve Bergamalılar Ortaçağda ise Bizanslılar, Cenovalılar, Selçuklular ve Osmanlılar Dikili’ye hakim olmuşlardır. Bu kadar çok uygarlığın yaşadığı Dikili; Aristo, Hermos, August, İskender gibi ünlü kişileri tarihi süreçte ağırlamış; Aterneus, Astria, Teutronia gibi kent ve siteleri topraklarında barındırmıştır. Karaosmanoğullarının bölgede çiftlik kurup burada dikmelik yetiştirmesi ile "Dikmelik" adını alan ilçe, daha sonra "Dikili" diye isimlendirilmiştir. Doğal güzellikleri açısından Merdivenli köyünde bir doğal göl, Demirtaş ve Deliktaş köylerinde de çamlık ve tarihi mağaralar bulunmaktadır. İlçeye bağlı Çandarlı Beldesi önemli bir turizm potansiyeline sahiptir. Dikili’nin tarihsel geçmişi oldukça eskilere gider. Antik yerleşim yeri Pitane’de elde edilen eserler Bergama Arkeoloji Müzesinde sergilenmektedir. Osmanlı döneminde II. Murat’ın ünlü Sadrazamı Çandarlı Halil Paşa, Çandarlı Kalesi’ni yeniden yaptırmıştır. Merdivenli ve Denizköy’de bulunan krater gölleri ile mağaraları ve Madra Çayı’na dayanan ormanları ilçenin doğal zenginlikleri arasındadır. 12:04 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi --- Çiğli
İzmir Körfezi’nin kuzeyinde, eski Gediz yatağının oluşturduğu ovada kurulmuş olan Çiğli ilçesinin yüzölçümü 97 km2 dir. Kuzeyinde Menemen, güneybatısında İzmir Körfezi, doğusunda Karşıyaka bulunmaktadır. İlçenin denizden yüksekliği 1 - 150 m. arasındadır. Yörenin genelde bataklık ve sazlık olması ve yeşil alanlara çok çiğ düşmesinden dolayı, ilk yerleşenler tarafından buraya “Çiğli” adının verildiği söylencelerde dile getirilmektedir. 1893 yılında Yugoslavya'dan göç eden Türk kökenli göçmenler ile birlikte, Çiğli’nin bir yerleşim alanı olarak gelişmeye başladığı bilinmektedir. İlçede 1 belde ve 1 köy ve merkezde de 16 mahalle bulunmaktadır. 2000 yılı sayım sonuçlarına göre toplam nüfusu 113 543’dür. Nüfusun 113 543’ü ilçe merkezinde, 6 803’ü Sasalı Beldesi ve Kaklıç köyünde yaşamaktadır. 25 İlköğretim Okulu, 12 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 22872 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 1111 öğretmen görev yapmaktadır. İlçe arazisinin 17829 dekarı tarım arazisidir. Bu alanlarda bağcılık, zeytincilik ve pamuk yetiştiriciliği yapılır. Ülkemizin sayılı organize sanayi bölgelerinden biri olan Atatürk Organize Sanayi Bölgesi Çiğli’de kurulmuştur. Ülkemizin tuz ihtiyacının % 60’ını karşılayan Çamaltı Tuzlası ilçe sınırları içinde yer almaktadır. İçinde 220 tür kuşun barındığı, dünya kuşlarının başkenti olarak adlandırılan “İzmir Kuş Cenneti” önemli bölümüyle Çiğli’dedir. 8 000 hektar alanda yer alan sazlıklar, adalar, yarımadalar ve tuzla havuzları kuş cenneti için doğal bir ortam hazırlamıştır. Kuş Cenneti içinde Lodos Tepe, Orta Tepe ve Poyraz Tepe adıyla anılan 3 tepecik bulunmaktadır. Bu tepelerden; tuz tavaları, Homa Dalyanı ve İzmir Körfezi’nin görünüşü olağanüstü güzelliktedir. 12:03 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi --- Çeşme Çeşme ilçesi,
İzmir İlinin batısında yer alır. Doğudan Urla, kuzeyden Karaburun, batı ve
güneyden Ege Denizi ile çevrilidir. Deniz seviyesinden yüksekliği 5 metredir.
Yüzölçümü 260 km² dir. 1 beldesi (Alaçatı) ve 4 köyü bulunmaktadır. İlçede 13 İlköğretim okulu, 5 ortaöğretim kurumu bulunmakta; 4 532 öğrencinin eğitim gördüğü okullarda, 247 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmetleri 1 Devlet Hastanesi, 2 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık evi tarafından verilmektedir. Bu kurumlarda 27 doktor, 4 sağlık memuru, 26 hemşire ve 28 ebe görev yapmaktadır. İlçede ekonomik yapıyı turizm belirlemektedir. İç ve dış turizm açısından ülkemizin sayılı merkezlerinden olan Çeşme’nin, turizmdeki öneminin önümüzdeki yıllarda çok daha artacağı öngörülebilir. Yarımadanın ilk antik yerleşim yeri olan Ildırı (Erythrai), ilçenin görülmeye değer tarihi zenginlikleridir. Pausanias’a göre, Erythrai (Ildırı), Giritliler tarafından kurulmuştur. M.Ö. 7.yy’da tiranlar tarafından yönetilen kent M.Ö. 560 tarihinde Lidya egemenliğine girmiştir. Kent İskender tarafından özgürlüğüne kavuşturulana dek Pers egemenliğinde kalmıştır. Kent oldukça güzel taş işçiliğine sahip surlarla çevrilmiştir. Kentte M.Ö.7.yy’ın 2.yarısına tarihlenen Athena Tapınağı ve Tiyatrosu açığa çıkarılmıştır. Çeşme yöresi, XI. yy. sonlarında büyük Türk denizcisi Çaka Bey ile Türk egemenliği ile tanışmıştır. Osmanlı egemenliğine geçişi, XIV. yy. sonlarındadır. Osmanlı eserleri içinde en çarpıcı olanı Çeşme Kalesi’dir.1508 yılında II. Beyazıt tarafından inşa ettirilen kale, Osmanlı mimarisinin bütün inceliklerini taşımaktadır. Çeşme ve çevresinde yapılan kazılarda elde edilen eserler Çeşme Kalesi içindeki müzede sergilenmektedir. Çeşme Kervansarayı, 1529 yılında Kanuni Sultan Süleyman tarafından yaptırılmıştır. U biçiminde planlanan kervansaray, iki katlıdır. Hacı Mehmet Camii ve Hacı Memiş Camii Osmanlı dönemine ait özgün eserlerdir. İlçede Osmanlı dönemine ait birçok tarihi çeşme bulunmaktadır. Bunlardan en önemlileri Hamaloğlu Çeşmesi, Kabadayı Çeşmesi, Kaymakam Çeşmesi, Maraş Çeşmesi, Memiş İbn’i Ahmet Çeşmesi ve Ömer Ağa Çeşmesi’dir. Çeşme kıyılarındaki yirmiye yakın plajın en tanınmışı ve en büyüğü Ilıca Plajı’dır. Burada, deniz ve kum olağanüstü güzellikler sunar. Pırlanta, Çiftlik, Çatalazmak, Küçükliman, Şifne, Germiyan Yalısı, Ildırı Plajları diğer tanınmış plajlardır. Çeşme termal sular açısından zengin bir ilçedir. Ilıca, Şifne, Yıldızburnu gibi pek çok mevkiden kaynayan şifalı sulardan günübirlik ya da çevredeki tesislerde konaklayarak yararlanmak mümkündür. Alaçatı Beldesi, önemli bir turizm merkezidir. Eski yel değirmenleri ve ülkemizde rüzgar kaynaklı enerji üretiminin ilk örneğini oluşturan rüzgar türbinleri beldenin simgesi niteliğini taşırlar. 12:02 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi -- Buca Buca, Anakent
sınırları içerisinde yer alır. Kuzeyinde Bornova; doğusunda Kemalpaşa; batısında
Konak ve Gaziemir; güneyinde Menderes ve Torbalı ilçeleri ile çevrelenir.
Buca’da 1923 yılında belediye kurulmuş, 1987 yılında yürürlüğe giren 3392 sayılı
yasa ile ilçe olmuştur.
İlçenin yüzölçümü 134 km2’dir. 3 köyü, 1 beldesi (Kaynaklar) bulunmaktadır. İlçede 49 İlköğretim Okulu, 14 Orta Öğretim Kurumu, 61968 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 2428 öğretmen görev yapmaktadır. Dokuz Eylül Üniversitesi’nin çok sayıda fakültesi Buca’dadır. Sağlık hizmeti, 13 Sağlık Ocağı, 3 Sağlık Evi, 2 Ana Çocuk Sağlığı, 1 Verem Savaş Dispanseri tarafından verilmektedir. İlçe ekonomisi ticaret, küçük sanayi, ziraat, hayvancılık ve orman ürünlerine dayanmaktadır. Kaynaklar beldesi, Kırıklar, Belenbaşı ve Karaağaç köylerinde hayvan besi haneleri, sucuk imalathaneleri, tavuk çiftlikleri, zeytinyağı imalathaneleri, kireç ocakları, meyve-sebze ambalaj tesisleri bulunur. Büyükşehir Belediyesi’ne ait Sebze Meyve Hali ve Balık Hali’nin hizmete girmesiyle ekonomik hareketlilik artmıştır. Dokuz Eylül Üniversitesi’ne bağlı fakültelerin önemli bir bölümü Buca’da yer alır. Bu gelişme, Buca’ya bir öğrenci kenti kimliğini vermiştir. M.Ö.130’lara uzanan tarihi, birçok uygarlığa tanıklığı ile bir tarih ve kültür beldesi olan Buca’da görülmeye değer tarihi yapılar arasında ; Protestan Kilisesi, Forbes, Rees, De Jongh, Baltacı Malikanesi, Russo Köşkü sayılabilir. Ayrıca, ideal dinlenme yeri olan Hasan Ağa Bahçesi ve Buca Göleti, kent halkının mesire yerlerindendir. İzmir’in ve Ege Bölgesi’nin tek hipodromunun ilçe sınırları içinde bulunması, Buca için ayrı bir özelliktir. İznik Devleti Kralı İoyanis’in 1235 yılında Kohi denen ve Kral Yolu yakınında bir yerleşim alanından bahsettiği yerin Buca olarak değiştiği, Kohi adının daha sonra Gonia, Bugia ve Buca’ya dönüştüğü sanılmaktadır. Bizanslılar döneminde ise bugünkü yerleşim yerinde Vuza, Uza ya da Vuzas isimli bir toprak sahibinin yaşadığı, yerleşim yeri isminin değişerek zamanla Buca olduğu varsayımı da vardır. Buca adı ilk kez 1688 yılında Fransız Konsolosluğu kayıtlarında görülmüştür. Bu yılda bir deprem olmuş, Fransız Konsolosluğu Buca’ya taşınmıştır. M.Ö 1102‘de Eolyalıların şehri almalarına kadar yerli halkın oldukça rahat bir hayat yaşadığı kabul edilir. M.Ö 727 yılına kadar İyonlarla çekişen Eolyalılar, bu tarihten sonra şehri İyonlara bırakmıştır. Bir süre sonra güçlenen Lidyalılar, M.Ö 628 yılında İzmir’i almıştır. Bu tarihlerde İzmir şehri dağılmış, halk civarda bulunan küçük yerleşim alanlarına geçmeye başlamıştır. Bu değişim, bugün gördüğümüz İzmir dolaylarındaki bir çok yerleşim alanının ilk temellerini atmıştır. Bunlar arasında Buca’yı da sayabiliriz. Buca’da antik çağdan bu yana bir yerleşimin olduğu bilinmektedir. 1868 yılında Buca’nın kuzeydoğusunda antik döneme ait büyük bir kadın büstü ortaya çıkarılmış olup, bu büst halen Londra’daki İngiliz Müzesi’nde sergilenmektedir. Ayrıca Buca ve Kangölü çevresinde Bizans Haçı kabartmaları bulunan sütun başlıkları, antik “ARTEMİS MABEDİ”ne ait olduğu sanılan mermer yer döşemeleri, Forbes Köşkü çevresinde Bizans sikkeleri, Gürçeşme (Kançeşme) yolu üzerinde Roma Kalesi kalıntıları da antik çağda bu yörede gelişmiş toplumların yaşadığını ortaya koymaktadır. İyon saldırısı sırasında Buca’ya yönelen halk, Dereköy, Kangölü ve Kozağacı yörelerine yerleşmiştir. Yakın tarihimizde Buca’nın bir Rum köyü olduğu, aynı dönemde Rumlar, Yahudiler ve Türklerin bir arada yaşadığı, Avrupalı işadamları ile ailelerinin de Buca’da yaşadıkları, bunun beldenin gelişme ve zenginleşmesinde önemli bir etken olduğu belirtilmektedir. Buca, Rumlar, Yahudiler ve Türklerin bir arada yaşadığı, İngiliz, Fransız, İtalyan ve Hollanda şirketleri ile daha çok ticari ve sınai ilişkiler çerçevesinde oluşan Levanten Grubu’nun sayfiye yeri olarak yerleştiği bir belde özelliğini yakınçağ öncesinde taşımaya başlamıştır. Buca M.Ö 130’ lara uzanan tarihi, bir çok uygarlığa tanıklığı ile bir kültür ve tarih beldesidir. Zengin doğa ve kültür mirasını, nüfus artışına ve günümüz yaşam biçiminin ortaya çıkardığı tüm etkenlere karşı koruyabilmiştir. Bu nedenle bugün Buca’da geçmişten günümüze kadar gelen bir tarihi görüntü sergilenmektedir. Buca’da yaşam, her şeyden önce zengin bir tarih, kültür ve doğa mirası ile iç içe bir yaşam olarak nitelendirilmektedir. Buca, tarihsel geçmişi ile bünyesinde çok önemli ve günümüzde de yaşayan eserler barınağıdır. George King Forbes, Gout, Prenses Borghese, Kont Dr.Aliberti, De Jongh, Dimostanis Baltacı Malikaneleri, tarihi İngiliz Protestan Kilisesi, Su Kemerleri, Buca’da yaşamış ve ölmüş bir çok ünlü ailelerin mezarları, dar sokakları ve bugün bile birçok mimara ilham kaynağı olan Rum Evleri, ilçeye gelenlerin ilgisini çeken yapıtlardır., 9 Eylül 1922’de İzmir dolayısıyla Buca, Yunanlılardan geri alınınca buradaki Rumlar bölgeyi terk etmiştir. 1922 yılına kadar Buca’nın nüfusu genellikle İngiliz, Rum ve Hollandalılardan oluşmakta idi. Buca, Cumhuriyet döneminde çok hızlı bir gelişme göstermiş ve bu dönemde göçmen kitlelerinin ilçede yerleşimi devam etmiştir. Buca’da ilk belediye 1923 yılında İsmail Ağa başkanlığında Erdem Caddesi’nde bugünkü Kız Yetiştirme Yurdu’nun yan tarafındaki binada açılmıştır. 1952 yılında belediye binası dönemin Belediye Başkanı Asım Gümüştüz tarafından bugüne kadar kullanılan Farkoh Köşkü’ne taşınmıştır. Buca Belediyesi 1981-1989 yılları arasında merkez ilçeye bağlı şube müdürlükleri tarafından yönetilmiştir. Buca kurulduğu 1923’ten bu yana 19 belediye başkanı görmüş ve en son 27 Mart 1994 yılında Sayın Cemil ŞEBOY Buca Belediye Başkanlığı’na seçilmiştir. Buca, 4 temmuz 1987 yılında yürürlüğe giren 3392 sayılı yasa ile ilçe olmuştur. 12:00 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi -- Bornova Bornova,
Anakent sınırları içerisinde yer alır. Kuzeyinde Manisa ili toprakları;
doğusunda Kemalpaşa; batısında Karşıyaka ve Konak; güneyinde Buca ile
çevrelenir. 1882 yılında belediye teşkilatı kurulmuş, 1957 yılında ilçe haline
gelmiştir. 12 köyü bulunmaktadır. Bağlı beldesi yoktur.
400.000 yerleşik ve 1.000.000 hareketli nüfusa sahip olan Bornova, köyleriyle birlikte 205 kilometrekarelik alanı kapsamaktadır. İsmi Osmanlı kayıtlarında Birunabad olarak geçmiş ise de, Farsça 'dış, harici' anlamına gelen 'birun' kelimesinin, genellikle yer isimlerinde bir özel isimle birlikte kullanılan -abad takısı (İslamabad, Haydarabad gibi) ile pek uyuşmaması, Birunabad'ın başka bir ismin tahrif edilmiş veya uyarlanmış şekli olabileceğini düşündürmektedir. İsmin başlangıçta 'Burunova' şeklinde geçtiği de öne sürülmüştür. Bornova'nın çekirdeği bugün Erzene mahallesi olan anılan mahallenin Hükümet Konağı'nın arkasında kalan ve eski adı Havuzbaşı olan kısmıdır. Tarihi 1800'lere varan iki katlı ve bahçeli Rum evlerine hala rastlanabilen (ve çoğu restorasyona ve yeniden değerlendirilmeye muhtaç) Erzene, 1924 Nüfus Mübadelesi 'nden sonra önce Kavala lılar ve Giritli lerce iskan edilmiş, 1950 sonrasında da Yugoslavya göçmenlerini barındırmıştır. Ayrıca Erzene'nin yanıbaşında başlangıcından beri bir Roman mahallesi bulunmuştur. Kavalalılar, o dönemde tarım arazisi olan Bornova ovasında tütüncülükle, Giritliler sebze meyvecilikle, Yugoslavyalılar ise bölgedeki mensucat fabrikalarında işçilik yaparak Türkiye ekonomisine ilk adımlarını atmışlardır. Bornova, Osmanlı Devleti 'nin son dönemlerinde ve özellikle 1865'de Halkapınar çıkışlı bir demiryolu hattının buraya uzatılmasıyla, İzmir'in zengin levanten ailelerinin tercih ettiği bir yerleşim mekanı olmuştur. İzmir merkezinden daha ferah ve serin havası ve 1980'li yıllara kadar İzmir ile arasında varlığını sürdüren mandalina bahçelerinin nezih ortamı, İngiliz konsolosluğu rezidansı nın ve çoğu İngiliz kökenli pek çok ailenin muhteşem konaklarının Bornova'da inşa edilmesi sonucunu doğurmuştur (İtalyan ve Fransız kökenli levantenler daha ziyade Buca 'yı tercih etmişlerdir.) Anekdotik bazda, Türkiye 'deki ilk futbol maçı 1890 yılında İzmir'e gelen İngiliz denizcilerle İzmirli gençler arasında Bornova'da, ülkemizdeki ilk atletizm yarışmaları da 1895'de yine Bornova'da gerçekleşmiştir. İzmir'in kurtuluş günü olan 9 Eylül 1922'de Türk ordusu İzmir'e Bornova'nın üst kısmındaki Belkahve mevkiinden girmiş, Nif 'de (Kemalpaşa) gecelediği 8 Eylül akşamının gecesinde muzaffer orduların komutanı Mustafa Kemal Paşa, Belkahve'ye çıkıldığında ayakların altında bütünüyle uzanan İzmir'i ilk kez buradan görmüştür. Bornova, günümüzde hızla büyüyen bir yerleşim alanı ve bir üniversite kenti olmanın yanında, gelişmiş bir sanayi yöresidir. 1932 yılında Bornova Ziraat Mektebi 'nin açılmasıyla çekirdeği oluşturulan ve İzmir’in ilk üniversitesi olan Ege Üniversitesi, Bornova’da kurulmuştur ve ana kampusü Bornova’dadır. Üniversite sayesinde Bornova 1960'lı yıllardan itibaren giderek öğrenci kenti olmaya başlamıştır. Ege Üniversitesi Tıp Fakültesi Hastanesi'nin gelişmesi ve Ege ve yurt çapında ün kazanması da Bornova'yı bir çekim merkezi haline getiren bir başka etkendir. Bugün ilçede, 1 Devlet Hastanesi, 1 Tıp fakültesi Hastanesi, 19 Sağlık Ocağı, 1 Dispanser, 6 Sağlık Evi ve 1 Verem Savaş Derneği hizmet vermektedir. Ayrıca, iki büyük askeri birliğin yanısıra, İzmir-Ankara İzmir-Aydın ve İzmir-Çanakkale karayolu ağının merkezinde bulunması, 2000 yılında metro nun Bornova'ya uzanması ve İzmir Santral Garajı 'nın ilçe içinde konuşlandırılmış olması ve yakın çevresindeki iki hakim aksın (Kemalpaşa Ovası ve Işıkkent) sanayi bölgeleri olarak saptanması ve 4 sanayi sitesinin yerleşim alanı içinde bulunması Bornova'nın gelişimine bugün ve gelecekte etki yapacak unsurların başında gelmektedir. Bornova bu arada, Pınarbaşı, Çiçekli ve yakın köyleriyle İzmir'in akciğeri konumunu sürdürmektedir. 11:59 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi -- BeydağBeydağ, İzmir’in doğusunda yer alır. İl merkezine uzaklığı 142 km’dir. Kuzeyinde Kiraz; doğusunda Nazilli; batısında Ödemiş; güneyinde Sultanhisar ile çevrelenir.İlçenin yüzölçümü 162 km2’dir. 21 köyü bulunmaktadır. Bağlı beldesi yoktur. İlçede 28 İlköğretim Okulu, 1 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 1872 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 94 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmeti, 1 Sağlık Ocağı, 1 Sağlık Evi, 1 Ana Çocuk Sağlığı tarafından verilmektedir. İlçe halkının geçim kaynağı tarım ve hayvancılıktır. En önemli ürünler incir, kestane ve zeytindir. Beydağ’da üretilen kestane son derece kalitelidir. Besi ve süt hayvancılığı hızlı gelişme göstermektedir. Beydağ önce Aydınoğulları, sonra da Osmanlıların egemenliğine geçmiştir. 11:58 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi --- Bergama
İlçenin yüzölçümü 1.688 km2’dir. Ayazkent, Göçbeyli, Bölcek, Zeytindağ ve Yenikent olmak üzere 5 beldesi ve 114 köyü bulunmaktadır. Bergama’da; 134 İlköğretim Okulu, 15 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 17366 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 959 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmeti, 1 Devlet Hastanesi, 12 Sağlık Ocağı, 1 Verem Savaş Dispanseri, 1 SSK dispanseri tarafından verilmektedir. Bergama ekonomisi ağırlıklı olarak tarıma dayalıdır. Verimli Bakırçay Ovası’nda tütün, pamuk, zeytin ve üzüm yetiştirilmektedir. Kozak yaylasında çam fıstığı önemli bir gelir kaynağıdır. Günümüzde özellikle dağ köylerinde arıcılık giderek gelişmekte ve önemli bir geçim kaynağı haline gelmektedir. Tarıma dayalı sanayi de son yıllarda gelişme göstermektedir. İlçede halıcılık ve kilim dokumacılığı gelişmiştir. Bergama, Antik çağın en önemli yerleşim birimlerinden biri olmuştur.
Türkiye’nin ilk arkeoloji müzesi olan Bergama Müzesi, günümüzde en çok bilinen
ve ziyaret edilen müzeler arasındadır. Bergama denildiği zaman, öncelikle
Akropolis, Asklepion, Kızıl Avlu, Kleopatra Güzellik Ilıcası ve Kozak Yaylası
akla gelir. İlçe merkezinde Arap Camii, Müftü Camii, Ulu Camii, Kurşunlu Camii,
Laleli Camii, Kulaksız Camii, Yeni Camii, Küplü Hamam, Tabaklar Hamamı, Koca
Sinan Mescidi, İncirli Mescit ve Karaosman Sebili Türk-İslam eserleridir.
Bergama Antik Kenti Yapılan kazılarda ele geçen seramik parçalarından burada Arkaik dönemde bir yerleşim olduğu anlaşılmaktadır. Bergama kelime olarak "sarp kayalık" anlamına gelmektedir. Bergama, eski dünyanın başta gelen kültür merkezleri arasında yer almıştır. Kentin zengin kütüphanesi çok ünlüdür. Akropoldeki en önemli ve en güzel yapılar II. Eumenes tarafından inşa ettirilmiştir. Bu dönemde Bergama mimarlık ve heykeltıraşlık konusunda çok ileri gitmiştir. III. Attalos ölümünden önce bir vasiyet ile Bergama Krallığını Roma İmparatorluğuna bağışlamıştır. Bergama Roma Çağı'nda da önemli bir merkez, Hıristiyanlık döneminde bir piskoposluk merkezi olmuştur. İncil'de sözü edilen yedi kiliseden biri burada bulunuyordu. Bizans Çağı'nda kent yeni bir surla çevrilmiş ve bu surların yapılmasında Helenistik ve Roma kalıntılarındaki taş bloklar, heykeller ve kabartmalar kullanılmıştır. M.S 716'da bir süre Araplar tarafından işgal edilen kent 1330 yılında Türklerin eline geçmiştir. Serapis Tapınağı: Hadrianus (M.S. 117-138) zamanında yapılmıştır. Kırmızı tuğlalarla inşa edilmesinden dolayı Kızıl Avlu olarak adlandırılmıştır. Mısır Tanrısı Serapis'e adanmış olan bir tapınaktır. Akropolis : Yukarı kent anlamına gelen akropoliste üç ayrı yerleşme görülür. Akropolün en yüksek ve korunaklı yerinde kral sarayları, tapınaklar ve su sarnıçları bulunmakta olup burada kral ailesi, kentin ileri gelenleri, aydınları, din adamları ve komutanları oturmaktaydı. Orta kentte ise tapınaklar, gymnasiumlar, temenoslar bulunmaktaydı. Aşağı kent ise halkın pazar alışverişi yaptığı bir yerleşme yeri idi. Heroon : Yüceltilmiş Kahramanlar anısına yapılan özel yapıdır. Athena Tapınağı :Dor düzeninde bir yapı olup Bergama'nın en eski tapınağıdır. Kral Sarayları : Helenistik Çağ Bergama krallarının oturdukları saraylar ve bunlara bağlı yapılardır. Bergama Kütüphanesi : II. Eumenes zamanında yapılmıştır.İçinde 200.000 cilt kitap bulunan Bergama Kütüphanesi, Antik Çağın İskenderiye Kütüphanesinden sonra ikinci büyük kütüphanesidir. Bu kitaplığı, Markus Antonius, Kleopatra'ya düğün armağanı olarak vermiştir. Parşömen Kağıdı : Bergama'nın en önemli buluşlarından biri de Pergamon Kağıdı anlamına gelen "Pergaminai karte" parşömendir. Agora : Akropolün güney ucunda, Zeus Sunağının hemen altında Bergama'nın yukarı Agorası bulunmaktaydı. Arsenal : M.Ö. 3. ve 2. yüzyıllarda, Bergama Akropolünün en dışındaki alanda kuzey güney doğrultusunda uzanan beş cephanelik kurulmuştur. Burada bulunan ve bugün aşağı agorada korunan 13 farklı çapta 900 gülle, mancınık biçiminde sapanlarla atılırdı. Trajan Tapınağı :Bir teras üzerinde yükselmekte olan Trajan Tapınağı Hadrian tarafından, selefi Trajan için yaptırmıştır. Tiyatro: 10.000 kişilik tiyatro, II. Eumenes döneminde yapılmıştır. Tiyatro terasına, güneyde yer alan üç kemerli kapıdan girilir.Antik çağın en dik tiyatrolarından biridir. Sahne kısmı Helenistik dönemde ahşaptı ve yalnız oyun günleri kuruluyor, sonra yeniden kaldırılıyordu. Zeus Sunağı : Sunak M.Ö. 180-160 yılları arasında Galatlara karşı zafer kazandırdığı için Zeus adına yapılmıştır. Akropoliste yer alan bu yapı II. Eumenes tarafından inşa edilmişti. Dionysos Tapınağı : İon düzeninde yapılmış tapınaktır. M.Ö.244'de yapılmıştır. Caracalla döneminde (M.S.211-217) büyük ölçüde mermer olarak yenilenmiştir. Daha sonra burada Caracalla'ya "Yeni Dionysos" olarak tapınılmıştır. Asklepion : Yapılan kazılarda da kutsal yerin M.Ö.4. yüzyıldan beri var olduğu ve Helenistik Dönemde geliştiği saptanmıştır.Askepios Sağlık ve hekimlik tanrısıdır.Asklepios'un yeri anlamına gelen Asklepion'a 820 m uzunluğunda sütunlu bir yol ile ulaşılıyordu. Asklepion üç tarafı stoalarla ve doğu yanı çeşitli yapılarla çevrili 110x130 m ölçüsünde açık bir alandır. Asklepion'da yıkanmaya ve içmeye ilişkin üç havuz ya da çeşme bulunmaktadır.Girişte solda bulunan yapı Asklepios Tapınağıdır. Üç tarafı galerilerle çevrili Asklepios alanın ortasında kutsal kaynak yanından tedavi binasına doğru tonozlu ve 80 m uzunluğunda bir geçit bulunur. Bu geçitten tıbbi tedaviler için ayrılmış daire şeklindeki yapıya geçilirdi. Geçitte su sesi ve telkinlerden faydalanarak hastaların iyileşmesi sağlanırdı. Tedavi binası iki katlı olup alt kat çok iyi korunmuştur. Ana yapı silindir şeklinde olup iç kısmının çapı 26.5 metredir. Bu yuvarlak yapının çevresini 6 büyük apsis çevirmektedir. Galen : MS 129-199 yılları arasında yaşayan Bergamalı hekimdir. Allianoi : Paşa Ilıcası olarak anılan merkezde Asklepios'a adanmış
yeni bir Asklepion ortaya çıkartılmıştır. Allianoi, büyük olasılıkla M.Ö. 2.
yüzyılda kurulmuş, ancak M.S. 2. yüzyılda Hadrian Dönemi'nde büyük bir
bayındırlık hareketi yaşamış ve hidroterapinin uygulandığı büyük bir kült
merkezi görünümü kazanmıştır. Kleopatra Güzellik Ilıcası Bergama'ya 4 km uzaklıkta kubbeli ve iki mermer havuzlu tarihi önemi olan bir şifalı su kaynağıdır. 'Eskülap' banyoları adı ile yüzyıllarca ününü sürdüren ılıcanın sularında aşk iksiri olduğu söylenmektedir. Bergama Arkeoloji Müzesi Bergama Arkeoloji Müzesi, ilk olarak 1924 yılında Bergama Akropolü'nde, müze deposu olarak kurulmuş, 1936 yılında yeni binasında ziyarete açılmıştır. Müze, bir iç avlunun etrafını çeviren iki sundurmadan ve iki salondan ibarettir. Müzede Erken Tunç Döneminden Bizans Dönemine kadar değişik dönemlere ait arkeolojik eserler sergilenmektedir. Çevresindeki antik yerleşimlerden çıkan buluntular içinde Pergamon heykeltıraşlık ekolüne ait örnekler, Pitane ve Gryneion'dan gelen Arkaik Dönem buluntuları, Myrina terracottaları dikkat çekmektedir. Yine Bergama Akropolü'nden getirilen Helenistik devir mermer heykelleri, mimari parçalar, kabartmalar, pişmiş topraktan heykelcikler, çanak çömlekler, cam eserler, kandiller, paralar sergilenmektedir. Etnografya bölümünde ise; bölgeye ait halı, kilim (Yuntdağı, Yağcı bedir, Kozak Bergama dokumaları), kumaş dokuma örnekleri, el işlemelerinin yanı sıra Anadolu'nun diğer yörelerine ait el sanatları da sergilenmektedir. Yöresel El Sanatları Bergama-Yunt Dağı köylerinin halı ve kilimleri, tipik Ege dokumaları olarak özgünlüğünü korumaktadır. Dokumalarda geometrik desenlerin yansıra bitki ve hayvan motifleri işlenmektedir. Kök boya kullanılarak yapılan dokumaların renkleri solmaz ve desenleri bozulmaz. Halı, kilim, heybe, çorap, seccadelerden oluşan Kozak ve Yunt dokumaları renkleri, desenleri ile diğerlerinden kolayca ayrılmaktadır. Bergama halıları tüm dünyada Holbein halısı olarak tanınmıştır. Bergama Kermesi Bergama'da 1938 yılından beri, Türk sporlarını ve eğlencelerini, geleneklerini yaşatan bir etkinlik olarak sürdürülen Bergama Kermesi, her yıl Mayıs ayının son haftasında düzenlenmektedir. Kermes süresince, sergiler açılmakta, halk oyunları gösterileri yapılmakta, konferanslar, sempozyumlar düzenlenmektedir. Kozak Yaylası Bergama ilçe merkezine 20 km uzaklıktaki Kozak Yaylası, doğal bitki örtüsü zenginliği ve korunmuş geleneksel yapısıyla dikkat çekmektedir. Ege Bölgesi'nin en geniş fıstık çamı ormanlarıyla kaplı bu yaylada 500 aile yaylacılık geleneğini sürdürmektedir. Çam fıstığı en önemli geçim kaynağı olurken büyük baş hayvancılıkta yapılmaktadır. Elde edilen süt yerinde değerlendirilerek ünlü Bergama peyniri imal edilmektedir. Yayla tarihin ilk çağlarından beri yerleşime sahne olarak kültürel değerleri ile de dikkat çekmektedir. 11:57 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summerİzmir İlçesi --- BayındırBayındır, İzmir’in güneydoğusunda Küçükmenderes Havzası’nda yer alır. İl merkezine uzaklığı 80 km’dir. Kuzeyinde Kemalpaşa; doğusunda Ödemiş; batısında Torbalı; güneyinde Tire ile çevrelenir. İlçenin yüzölçümü 588 km2’dir. Canlı, Çırpı ve Zeytinova olmak üzere 3 beldesi ve 38 köyü bulunmaktadır. İlçede 53 İlköğretim Okulu, 5 Orta Öğretim Kurumu bulunmakta; 5755 öğrencinin eğitim gördüğü bu okullarda 335 öğretmen görev yapmaktadır. Sağlık hizmeti, 4 Sağlık ocağı, 5 Sağlık Evi tarafından verilmektedir. İlçe ekonomisi tarıma dayalıdır. Başlıca tarım ürünleri zeytin, pamuk, karpuz, sebze ve meyvelerdir. Son yıllarda çiçekçilik sektörü hızla gelişmektedir. Bayındır doğal, tarihi ve kültürel açıdan oldukça zengindir. Osmanlı ve Selçuklular zamanında eğitim ve kültür merkezi olarak kullanılan tarihi yapılar mevcuttur. Bunların en önemlileri Hacı Sinan Camii ve Külliyesi, Telcioğlu Camii, Recep Hanı, Eskici Dede Türbesi ile Bayındır Ilıcaları’dır. 11:56 - 13/4/2008 - yorum / comment {yok} - yorum yaz / summer
|
Tanım(The definition) The tour, internet AND tour sitesi, The hotel, hotel, otel , The picture, picture Ana Sayfa / Home Hakkımda / Profilim Arşiv / Archives Arkadaşlarım / Friends Kategoriler / Category
- VideoLarLa AkDeniz.... - Bingöl Hakkında Genel Bilgiler - Assiana House- ÜRGÜP - Hoyran Wedre Köy Evleri - Başlıksız - Kocagöl Köy Evlerinde tatil. - Antalya Adrasan Koyunde Tatil |